TechnoLogic – Dinleme skandalı ‘1984’ün satışlarını patlattı


Dinleme skandalı ‘1984’ün satışlarını patlattı

TechnoLogic 23 Temmuz 2013 0
Dinleme skandalı ‘1984’ün satışlarını patlattı

Son günlerde Almanya’da istihbarat servisleriyle ilgili kitaplara ilgi büyük bir artış gösterdi. George Orwell’in toplumun her hareketini izleyen ‘Büyük Birader’ kavramını kullandığı romanı “1984” yeniden çok satanlar listelerinin üst sıralarına yükseldi.

Josef Foschepoth bu yılın şubat ayında çıkan kitabı “Überwachtes Deutschland” yani Gözetlenen Almanya için herhalde daha iyi bir zamanlama seçemezdi. Savaş sonrasından 1989 yılına kadar devam eden telefon ve posta izlemelerine yer veren Foschepoth’un kitabı, ayrıca İkinci Dünya Savaşı sonrasında müttefiklerle imzalanan ve bazılarının bugün de geçerli olduğu iddia edilen gizli anlaşmalara da yer veriyor. Kitapta bu anlaşmaların müttefik devletlerin istihbarat servislerinin Almanya’daki gözetleme aktivitelerini halen garanti altına aldığı iddia ediliyor.

Deutsche Welle’nin farklı kitapevleri arasında yaptığı bir araştırmaya göre casusluk skandalının patlak vermesinin ardından en azından halkın bir kesiminin bu tip kitaplara ilgisi arttı. Hatta bu konudaki uzmanlık kitaplarına dahi ilgi gösteriliyor. Peki, son dönemde artan bu ilgi bir kenara, Almanya’da yaşayan vatandaşlar kişisel bilgilerini gözetlemelere karşı korumak için ne kadar dikkatli davranıyor?

Pek ilgi görmüyorlardı

Almanya’da veri güvenliği alanında uzun yıllardan beri hizmet veren birçok danışmanlık girişimi bulunuyor. Ancak bunlar kısa bir süre öncesine kadar vatandaşlar tarafından pek de ilgi görmüyordu. Örneğin Bielefeld’deki Digitalcourage adlı dernek kısa bir süre önce sessiz sedasız 25’inci yılını kutladı. Ancak bu durum dijital casusluk programı Prizma’yla ilgili çıkan haberlerin ardından tamamen değişti.

Derneğin üyelerinden Rena Tangens “Bizi arayıp nasıl bundan korunabileceklerini soran endişeli vatandaşların akınına uğradık. Bir dakika bile boş kalmıyoruz. Çok büyük ilgi var” şeklinde konuşuyor. Digitalcourage, internet sağlayıcılarının kullanıcıların ziyaret ettikleri siteleri takip etmesini engelleyen bir donanımı da kısa süre önce piyasaya sürmüş.

Tangens, “Bir hafta önce internette izlenmeden sörf yapabilmeyi mümkün kılan küçük bir yardımcı çıkarttık. Adı Privacy Dongle yani ‘mahremiyet donanımı’. Bu sayede internet sağlayıcım benim hangi sitelerle ilgilendiğimi göremiyor. Online dükkânımız için siparişlerin paketlenmesinde görev almak üzere ek vardiya koymak zorunda kaldık. İlk baskı tamamen satıldı ve yeni sipariş verdik” diyor.

Kötüye kullanılma ihtimali

Korsanlar Partisi’nin Aşağı Saksonya Eyalet Birliği’nin başkanı Kevin Price on yıldan uzun bir süredir veri şifreleme konusunda danışmanlık yapıyor. Price’ye göre asıl tehdit istihbarat kurumlarının kişisel bilgileri izlemesinden ziyade bu verilerin firmalar tarafından kötüye kullanılması ihtimali:

“Benim alış veriş alışkanlıklarımı bilen, benim hakkımda istediğimden daha fazla şey biliyor demektir. Eğer biri çok sayıda şekerli gıda satın aldığımı ya da sağlıksız beslendiğimi biliyorsa, ileride sağlık sigortamın pahalanması işten bile değil.”

Almanya Federal Enformasyon Teknolojileri Güvenliği Dairesi (BSI), Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim şirketi TÜV ve savunma teknolojileri sunan özel firmalar veri güvenliği konusundaki programlara olan ilgide bir artış kaydedildiğine dikkat çekiyor.

Ancak piyasa araştırma kuruluşlarının anketleri birçok Alman vatandaşının konuya oldukça çekimser yaklaştığını ortaya koyuyor. Forschungsgruppe Wahlen adlı kamuoyu araştırmaları kuruluşunun yaptığı ankete göre katılımcılarının sadece yüzde dördü gözetleme eylemlerini siyasi açıdan önemli bir konu olarak görüyor.

Deutsche Welle’nin haberine göre, TNS Emnis adlı kuruluşun haber kanalı N24’ün görevlendirmesiyle yaptığı ankete göreyse, ankete katılanların yüzde 55’i istihbarat servislerini kendileri için bir tehdit olarak görmüyor. Infratest dimap’ın sonuçları ise ankete katılan yaklaşık bin kişinin üçte birinin hükümetin gözetleme metotlarına karşı takındığı tavrı onaylamadığını gösterse de, büyük çoğunluk bu durumun sonbaharda yapılacak genel seçimlerdeki kararlarını etkilemeyeceğini belirtiyor.