İsrail’in Necef Çölü’nün derinliklerinde inşa ettiği ve resmî adı Şimon Peres Necef Nükleer Araştırma Merkezi olan Dimona Nükleer Santrali, küresel nükleer siyasetin en tartışmalı merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. On yıllardır süren “nükleer muğlaklık” politikasının merkezindeki bu tesis, hem bir mühendislik projesi hem de devasa bir istihbarat savaşı sahasıdır.
Kurucu ortaklar ve gizli finansman: Projenin arkasındaki güçler
Dimona, 1950’lerin sonunda dönemin Başbakanı David Ben-Gurion ve Şimon Peres’in vizyonuyla, İsrail’in “varoluşsal sigortası” olarak planlandı. Projenin hayata geçirilmesinde üç ana ülke kritik rol oynadı:
Fransa’nın teknik imzası: 1956 Süveyş Krizi sonrası Fransa ile yapılan gizli protokoller çerçevesinde, Fransız mühendisler Dimona’nın inşasında bizzat çalıştı. Fransa, reaktörün yanı sıra plütonyum ayrıştırma tesisi için gerekli planları da sağladı.
Norveç ve ağır su tedariki: Nükleer reaktörün soğutulması ve moderasyonu için gereken 20 tonluk ağır su, barışçıl amaçlarla kullanılacağı taahhüdüyle Norveç’ten gizlice getirildi.
Almanya’nın finansal desteği: 1960’larda Almanya Başbakanı Konrad Adenauer ile varılan gizli anlaşmalarla, “Necef Projesi” adı altında sağlanan yüz milyonlarca marklık kredi, tesisin finansmanında can suyu oldu.
Dimona’nın teknik yapısı ve kapasite artırımı
Tesis, yerin altında dokuz katlı bir yapıdan oluşmaktadır. Başlangıçta 24 megavatlık bir kapasiteyle kurulan reaktörün, yıllar içinde yapılan modernizasyonlarla kapasitesinin çok daha yüksek seviyelere ulaştığı bilinmektedir.
Plütonyum üretimi: Tesisin en kritik birimi, kullanılmış yakıttan plütonyum ayrıştıran bölümdür. Uzmanlar, Dimona’nın yılda yaklaşık 20 ile 40 kilogram arasında silah sınıfı plütonyum üretebilecek kapasitede olduğunu tahmin etmektedir.
Nükleer cephanelik: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü verilerine göre bu üretim kapasitesi, İsrail’in elindeki nükleer başlık sayısının 80 ile 200 arasında değişebileceğine işaret ediyor.
Mordechai Vanunu: Bir teknisyenin dünyayı değiştiren ihaneti (veya kahramanlığı)
1976-1985 yılları arasında tesiste teknisyen olarak çalışan Mordechai Vanunu, tesisin içindeki gizli bölmeleri ve üretim süreçlerini belgeleyen 57 kare fotoğraf çekti. 1986’da Londra merkezli The Sunday Times gazetesine konuşan Vanunu, İsrail’in nükleer silah kapasitesine dair somut kanıtları dünyaya sundu.
İnfaz ve esaret süreci
Haber yayımlanmadan kısa süre önce Vanunu, Roma’da “Cheryl” kod adlı bir Mossad ajanı tarafından tuzağa düşürüldü. İlaçla uyutularak bir gemiyle İsrail’e kaçırıldı. “Vatana ihanet” ve “casusluk” suçlamasıyla 18 yıl hapse mahkûm edildi. Serbest bırakıldıktan sonra bile ağır kısıtlamalar altında yaşayan Vanunu’nun yabancı basına mülakat vermesi ve ülke dışına çıkması hâlâ yasaktır.
ABD ile “Nükleer Muğlaklık” anlaşması
Dimona, ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde de bir dönüm noktasıdır. 1960’larda John F. Kennedy yönetimi, tesisin denetlenmesi için baskı yapsa da; Richard Nixon döneminde varılan zımni mutabakatla, İsrail “nükleer deneme yapmadığı ve ilan etmediği sürece” ABD bu durumu görmezden gelmeyi kabul etmiştir. Bu politika, günümüzde “nükleer muğlaklık” (nuclear ambiguity) olarak adlandırılır.
Güncel durum ve güvenlik endişeleri
60 yılı aşkın süredir operasyonel olan Dimona reaktörü, teknik olarak ömrünü tamamlamış kabul edilmektedir. Bilim insanları, reaktör gövdesinde oluşan çatlakların ve radyasyon sızıntısı riskinin bölge güvenliği için tehdit oluşturduğunu vurgulamaktadır. 2021 yılında yayınlanan uydu görüntüleri, tesiste yeni bir genişleme çalışması yürütüldüğünü ortaya koymuştur; bu da İsrail’in nükleer altyapısını modernize ettiğinin bir işareti olarak yorumlanmaktadır.
